İstanbul’dan uçağa binip, dümdüz güneye inerek Johannesburg, sonra da Cape Town’a 13 saatte gidip, hiç saat farkı yaşamamak güzel geliyor.

Cape Town’a gittiğimde çok heyecanlıydım. Araba kiraladım, kalacağım eve doğru yola çıktım. Ev, Güney Afrikalı beyaz bir adamındı. Ailesinden miras kalan evi pansiyona çevirmişti. Tek katlı, 3 odalı, minik havuzlu, minik bahçeli güzel bir yerdi. Sabah, golden retriever cinsi bir köpek “onu sevmem amacıyla” üzerime atladı. Sevdim tabi.. 🙂

Bu arada oldukça kalın ve yüksek bir sesle, siyah elbise üzerine beyaz önlük giymiş hizmetli kadın bana sesleniyordu. Kahvaltımı nerede yapacağımı, kahve mi yoksa çay mı içmek istediğimi sordu. İlgim kahvaltıda değil hala kadındaydı. Çünkü kadının elbisesi tam filmlerdeki gibiydi.

Neyse,

Evin yüksek, ama çok yüksek duvarları üzerinde daire şeklinde dikenli telleri ve elektrik kabloları vardı. Detaylara takılmıştım. Dikenli tellerin ve yüksek duvarların ötesini düşünmezsem, kusursuz  bahçesi, çiçekleri, ağaçları, yapay gölü ile cennet görünümlü bir evdi burası aslında. Yeni bir ülkeye gittiğimde ilk baktığım şeylerden biri “evlerin pencerelerinde demir parmaklıklar var mı? yok mu?” olur genelde. Burası demir parmaklık olayını da aşmıştı. Aslında sadece kaldığım yer değil, gördüğüm kadarıyla ülke genelinde güvenlik önlemleri çok fazlaydı.

Konuya dönelim. Cape Town’da yapılacak çok şey var. Two Oceans Aquarium, Table Mountain, Cape of Good Hope namı bizim bildiğimiz adıyla Ümit Burnu,  fok balıklarını görmek için tekne turu, safari ve daha birçok şey. Safari’ye katıldım. Hayvanları kilometrelerce uzaktan, dürbün ile gösterdikleri, arada durup şampanya patlatıp ikram ettikleri konforlu bir safariydi. Safariden daha ilginç olanı ise altın rengi şeritleriyle bembeyaz bir Adidas eşofman ve Louis Vuitton çantasıyla bize katılan bir Türk kadınıydı.. Komikti 🙂

Hermanus’a balinaları görmeye de gittim, Stellenbosch’ta büyük bir üzüm bağının ve fabrikasının da içinde olduğu Almanlardan kalan eski bir bağ evinde de kaldım.

Stellenbosch’a giderken küçük bir yerleşim yerinde köpek bakım evi gördüm. Beyazların soylu köpeklerini bırakabildikleri bir bakım eviydi. Dış duvarlarında ise havuz başında güneş gözlüğü takmış ve patilerinde kokteyl kadehleriyle şezlonglara uzanmış  köpeklerin tasvir edildiği resimler vardı.

İşte tenimin renginden utandığım andır bu.. Buradan sonra kilometrelerce dağ, tepe aralıksız devam eden ve tenleri siyah olanların yaşadığı teneke evler vardı. Kendi ülkelerinde, cins köpekler kadar değeri olmayan yerli insanlar. Temiz suyu, mutfağı, tuvaleti olmayan ve kümese benzeyen evlerde yaşıyorlardı. Milyonlarca insan teneke evlerde yataklarına aç giriyordu.

Söz bitmişti..

 

cape town teneke evler

TatilCity.NET vize departmanı Mozambik vizesi de alıyor.

Güney Afrika’da yapılacak şeyler

Güney Afrika’ya gitmek isteyenler için çeşitli bilgiler… “Güney Afrika’da Yapılacak Şeyler” bu ada hakkında turistik bir el kitabı gibi hazırlandı. “Bu yazılanlar bana yetmez” diyenler için de çok daha fazla detay içeren Johannesburg gezi rehberi ve Cape Town gezi rehberi hazırladık.

tatil city